beylikdüzü escort istanbul escort ümraniye escort
Bugun...


ADALET DEMİR

facebook-paylas
“Mektep” Arkadaşım Mustafa Güngör ÇOLAKOĞLU
Tarih: 19-01-2015 14:12:00 Güncelleme: 19-01-2015 14:15:00


Bornova'nın ilk inşaat müteahhitlerinden

“Mektep” Arkadaşım Mustafa Güngör

 ÇOLAKOĞLU

 

            Bornova bizim doğduğumuz yer...

            İkimizin de çocukluğu burada geçti. Tadıyla tuzuyla burada büyüdük, burada yetiştik. Gün geldi, acılarımızı burada yaşadık, atalarımızı burada gömdük. Gün geldi, sevindik, çocuklarımızı torunlarımızı burada büyüttük. Bütün derdimiz doğduğumuz büyüdüğümüz, kök saldığımız yere kalıcı eserler bırakmaktı. Zaman içerisinde zaten öyle de oldu.

            İkimizde çocukluğumuzdan itibaren yıllarca, var gücümüzle çok çalıştık. Hiçbir zaman “adam sen de” demedik. Yaptığımız işleri hep ciddiye aldık.

            Senin anlayacağın: Güngör ile uzun yıllara dayanan bir arkadaşlığım var. Tamı tamına 70 yıla dayanan bir dostluktan bahsedeceğim.

            Önce şunu belirteyim: Güngör Çolakoğlu hakkındaki bilgiler, bu kısa hikayeye sığacak gibi değil. Ancak burada çok özet olarak anlatmaya çalışacağım.

            Herşeyden önce, bizim çocukluğumuzda eski Bornova küçük bir yerdi. Şimdikinin aksine nüfusu çok azdı. Geçmişte çok büyük sıkıntı ve zorluk yaşamamıza rağmen, tarihi süreç içerisinde çeşitli yerlerden göç eden her kesimden insanların birbiriyle olan ilişkileri, sevgi ve saygıya dayalıydı.

            Yine kendimizi bildik bileli Bornova'da eskiden kalma çok sayıda köklü Gayrimüslim aileleri vardı. O aileler aşağı yukarı yüzyıllar boyu Bornova'da yaşadıkları için bizimkiler ve sonradan Bornova'ya göç eden aileler de onları burda buldular. Yani burada farklı dinlere mensup insanlar hep birlikte yaşadılar.

            Neyse, şimdi önce, Çolakoğlu'nun atalarının hikayesini anlatayım, sonra geçeriz Güngör'ün konusuna;

            “Hata yapmak istemem ama bildiğim kadarıyla Güngör Çolakoğlu’nun aile büyükleri de benim atalarım gibi göçmen olarak yıllar evvel orta Asya'dan gelen bir çok aile gibi önce  Pınarbaşı-Bornova bölgesinden yükselmeye başlayan Nif dağının eteklerine yerleşmişler.”         

            Dedesi Nalbant Osman’ın hayatı herkesin ataları gibi savaşlarla geçmiş. 1917 senesinde birinci cihan harbinde bir çarpışmada, cephede şehit düşmüş. Dedesinin ölümünün ardından, babası Hasan çocuk yaşında öksüz kalmış.

            Bu arada ilginçtir; neden onlara Çolakoğlu diyorlar ondan da bahsedelim. Dedesinin dedesi Hüseyin Bey, anadan doğma çolak olduğu için  1934 yılında soyadı kanunu çıkınca Çolakoğlu soyadını almışlar.

            Babam Kadri Çavuş gibi iri yapılı olan Hasan amcanın sebze ve meyve bahçesi  ve birkaç tane de hayvanı vardı. Güngör de çocukken babasının yanında bahçıvanlık yapıyordu. Sebze yetiştiriyor ve hayvanlara bakıyordu. Sonraları Hasan amca yağ toptancılığı işi de yaptığı için, Bornova'da Yağcı Hasan namıyla tanınırdı. 

             Eskiler iyi bilir, bizim çocukluğumuzda genelde varlıklı ailelerin bahçeli evleri avluluydu. Birçoğunun evinin bahçesinin içinde kuyusu, narenciye ağaçları, erik, asma ve dut ağaçları, teneke kutularının içinde ortancalar, sardunyalar, zambaklar çeşit çeşit mis gibi kokan çiçekler olurdu. Bizim bahçemizde birkaç tavuk yemlenirken, hali-vakti yerinde olanların evlerinin bahçelerinin bir köşesinde bir de kümesleri vardı. Folluktan günlük taze yumurta alırlar, aynı zamanda cins tavuklarla beslenirlerdi. 

            Çolakoğullar'ı Topuz Ömer’in bulunduğu çarşıya açılan Demirci Sokak'ta oturuyorlardı. Büyük Cami'nin arkasındaki evleri, bizim mahallemizdeki evlere hiç benzemiyordu. Biz Kızılay mahallesinde selden dolayı atalarımıza  Kızılay (Hilal-i Ahmer Cemiyeti) İzmir Şubesi tarafından verilen bitişik nizam derme çatma kibrit kutusu gibi evlerde otururken, onların evleri ise çok büyük olmayan eski bir Osmanlı tipi Türk eviydi.

            Bu evin 50-60  m2 kadar bahçesi,  meyve ağaçlarıyla doluydu. Her Osmanlı evinde olduğu gibi bahçenin bir kıyısında yer alan  bir su kuyusu vardı. Kuyunun üstünde makaraya bağlı iple sarkıtılan bir kovayla kendi suyunu kendi kuyusundan tedarik ederdi. Eskiden çeşme mi vardı? Evin üst katında konaklamak için bir misafirhanesi, aşağıda bir salon, bir mutfağı vardı. Yarısı avlulu, yarısı ise oturulacak, içinde rahat oturup kalkılabilecek kadar geniş bir mekandı.

            Şimdi gelelim Güngör'e:

            Güngör üç kardeşti; iki erkek, bir kız. Erkek kardeşi Ali, kız kardeşinin ismi ise Vildan'dı.

            Bilen bilir Güngör’ün nüfustaki asıl adı Mustafa’dır. Mustafa, Güngör'ün dayısının adıymış. Dayısı yıllar evvel Erzurum'da şehit düşmüş ve anneannesi de dayısına çok düşkün olduğundan Güngör doğduğunda dayısının ismini vermeyi arzu etmiş. Fakat annesi de  eskiyi hatırlamak istemediği için herzaman “gün görsün” diye, Güngör olsun demiş. Nüfusa Güngör ismi geçmemiş ama bugüne kadar herkes  onu Güngör olarak bilir. Ben dahil herkes ona Güngör der. Başta da belirtiğim gibi halbuki nüfusta adı Mustafa Çolakoğlu'dur.

            Bornova'nın inşaat müteahhitlerinin ilklerinden biri olan Güngör ile ilk tanışmam, 1940'lı yılların başında oldu. Güngör benden bir yaş küçüktü, çocukluk arkadaşıydık, aynı sınıfta, aynı sıralarda olmasakta Kars İlkokulu'ndan mektep arkadaşıydık. Ben ortaokuldan ayrıldıktan sonra oto karoser mesleğini seçtim. O ise ilkokuldan sonra babası ile birlikte çalışıyordu. Derken, askerlik yılları başladı, delikanlı çağımızda her ikimizde vatan borcumuzu yerine getirmek için  askere gittik ve askerliğimizi yaptık, geldik. Uzun süren askerlik görevimizi tamamladıktan sonra, ben mesleğime devam ettim; o ise babasına yardım ediyordu. Kısa bir zaman sonra dededen ve babadan kalma dükkanlarını yakın arkadaşı, yoldaşı,  daha sonra eniştesi de olacak olan Hayri Kemeroğlu ile  1962 yılında marangoz dükkana çevirdiler. Yanlarında çalışan “Parmaksız” Sabri usta, Fehmi usta, “Topuz” Ömer'in oğlu Ali vardı.

            Hayri ile çok eski çocukluk arkadaşıydılar; evlerinin arasında üç ev vardı. Bir arada kardeş gibi büyüdüler ve “birlikten kuvvet doğar” ilkesi misali bu birlikteliği uzun yıllar enişte-kayınbirader iş ortağı olarak da sürdürdüler.

            Hadi!.. bir de o dönemin Bornova'sına göz atalım;

            Ekonomik anlamda ülkenin sıkıntılı  olduğu bu dönemlerinde bilhassa çimento-demir-kereste gibi temel inşaat malzemeleri bakımından dışa bağımlı olunduğundan ciddi derecede malzeme yokluğu yaşanıyordu. Zaten büyük şirketler de  büyük oranda sanayici, tüccar zengin ailelerin elindeydi, o günlerde Bornova sınırlarında bir tanesi Naldöken köyünde Batı Anadolu Çimento Fabrikası, diğeri ise Altındağ'da Çimentaş Çimento Fabrikası olarak topu topu iki tane çimento fabrikası vardı. Küçük esnaf olarak işletilen bir tane mermer atölyesi vardı, o da Bornova’nın dışındaydı. İnşaat işlerinde lazım olan üç-beş tane soğuk demirci, iki-üç tane kaynakçı, beş altı tane keresteci, iki tane plakacı, yine Doğanlar'da birkaç tane kireç ocağı, çeşitli bölgelerde bir iki tane taş ocağı, hafif ve ucuz yapı malzemesi olarak linyit kömür tozu, kum ve çimento karışımının kalıplara sıkıştırlmasıyla yapılan briket imalathanesi, üç beş tane çimento bayii, aynı zamanda bunlar kum-çakıl, çuvalla alçı dış ülkelerden ithal edilen tuğla ve marsilya tipi kiremitte satardı.

            Çok eskiden “ bizim gençliğimize dek” Bornova'da taşçı, sıvacı, yol-kaldırım ustaları çoğunlukla Rum ustalardan çıkardı, kalfalar- taşeronlar ve çamur ustaları genelde Bornova'ya sonradan göç edenlerden, sonra sonra yerlilerde bu işlere girdi. Bazı istisnalar dışında marangozluk işlerini ise daha çok Karadenizliler yapardı. 

            O yıllar, inşaat mevsimi mart ayında başlar, kasım ayının yağmurlarına kadar sürerdi. Bu süreçte eğer inşaat tamamlanmamışsa bir dahaki seneye bırakılırdı. Yaz aylarında elbette sorun yoktu. Ama iklim itibariyle, zemheri soğuklarda inşaatlara ister istemez ara verilirdi.

            1960'ların ortasında İzmir'de daha yeni yeni yapı patlaması ile gözde bir iş kolu olan inşaat işine Hayri ve Güngör de 1966' da başladıklarında; daha ziyade, inşaat işiyle ilgilenmek Güngör’e düşüyordu.  O sıralar Hayri ise marangoz atölyesiyle ilgileniyordu, hatta uzun yıllar Alsancak başta olmak üzere Bornova’nın dışındaki inşaatlara beraber marangozluk işleri yaptılar.

            O senelerde ben mesleğimin yanı sıra siyaset ile de uğraşıyordum ve İzmir Vilayeti İl Genel Meclisi üyesi idim. 1968 yılında, kırsal alanlardan şehirlere göçün hızla devam ettiği, nüfusu 60-70  bin civarında olan Bornova'da, eskiden  henüz bir yerleşim alanı yok iken, kayalık tepelerde “ Döşeme Dağı” denilen Atatürk Mahallesinde, “dar gelirli halka” bin tane toplu konut yapmaya başlamıştım ki, günümüzde müteahhitten geçilmezken, o günler bir elin parmakları kadar az olan müteahhitlerin ilklerinden olan Güngör de, Aysular'da uzun zaman çalışan Güner’den ve bir Kavalalı’dan satın aldığı arsaya çağa ayak uydurup, tek kat üzerinden dört adet daire yaparak Bornova’daki ilk inşaatını Bay sokakta yeni bitirmişti. 120 metrekarelik daireleri kendi çabalarıyla yapıp, 32 bin liraya satıyordu. O zaman şartlarında bu daireleri deyim yerindeyse satıncaya kadar göbeğinin çatladığını da bilirim.          

            Bornova'da 1972 imar hareketine kadar, 50 yıl öncenin Bornova  Belediyesi' nin durumunu da anlatmadan geçmemek lazım. O dönemde Belediye'de birçok alanda  büyük sorunlar vardı. Başta ciddi kaynak sıkıntısı olmak üzere şehrin altyapısı berbattı, hizmeti ayağa getirecek doğru dürüst araç gereç yoktu. Özellikle Bornova'da imar bütçesi genel ihtiyaçları karşılamaya müsait değildi, ne yeterli inşaat malzemesi, ne de yeterli düzeyde teknik usta, ne proje çizecek mühendis, ne tasarımcı, ne mimar, ne de şehir plancısı uzmanlar vardı, olanlar da yetersizdi. İmkanlar ölçüsünde personel azlığından Bornova Belediyesinde sadece: Fen işleri şefi Çeşmeli Zühtü Altıncı, Fen İşleri amiri Ruhi ve Katip Hasan Bakay vardı.

            Yıllar yılları kovaladı inşaat işleri gün geçtikçe büyüdü, 70 senesinde Süsler Halı ile iş ortağı oldu. Bir müddet inşaatlarına Süsler inşaat olarak devam etti. Yine hatırladığım kadarıyla bu ortaklık dört sene kadar sürdü ve 1974 senesinde ayrılmaya karar verdiler, yani ortaklıkları uzun ömürlü olmadı. Herkes hissesini aldı, dostça  ayrılmasına ayrılmışlardı ama ortakları  gazetede çarşaf gibi bir duyuru yapmışlardı: “Güngör Çolakoğlu ile ayrıldık, üçüncü şahıslara duyurulur” diye... Oda buna çok içerlemiş ve kendi firmasının ismini Bornova Süsler İnşaat diye tescil ettirmişti. O günden bu yana çocukları ile Süsler İnşaat diye devam ediyor.

            Bu arada eski ortakları bu piyasadan çekildi gitti. Bu kez edindiği tecrübeyle kolları sıvayan Güngör daha fazla inşaat işine ağırlık verdi ve böylece Güngör için yeni bir serüven başladı.

            Nitekim çok geçmedi büyük bir hızla peşpeşe gelen inşaatlara başladı, Bornovalı Ecnebi ailelerinden İtalyan asıllı RİRİ’nin, yine Bornova’nın Levanten ailelerinden İtalyan asıllı olan RİCHARDO’ nun ve İngiliz asıllı EDMUND GİRAUD ailesinin yaşadıkları yerlere çeşitli inşaatlar yaptı. 

            Peki, Güngör Çolakoğlu bu Ecnebi aileleri nasıl buluyor, onlarla nasıl dostluk kuruyor ve ikna ediyor? Diye sorduğumda.

            - Cevabı basittir:

            Tek söyleyeceğim, hiçbir şey “tesadüf” değil, önce herşey güvenden, samimiyetten geçiyor. Başarılı olmak için azimli, hedeflere odaklı, güvenilir ve yaptığın işi çok sevmen gerekir. Zaten başarılı insanları incelediğinde hepsinin bir sırrı olduğunu görürsün; çünkü başarının bir günde elde edilebilecek bir şey olduğu inancına asla kapılma. Başarılı insanların diğer insanlardan ayıran özelliklerinden biri de tutumlu olmalarıdır.

            Uzun yıllardan beri, Ecnebileri iyi tanırım. Çok kez belirttiğim gibi İtalyan'lara ait  FİAT ACENTA' sında senelerce ustabaşı olarak bende Ecnebilere çok iş yaptım.

            Bilen bilir, Ecnebiler birine güvendimi ondan sonrası gelir. Birini tanıdılar mı ve özellikle onların güvenini elde ettin mi birbirlerine söyleyerek devamını getirirler. Çünkü birçok Ecnebi aileleri zaten birbirleriyle akrabaydı. Birbirlerini tanıdıklarından kendi aralarında Güngör’ün reklamını yapıyorlardı. İşte Güngör'de onların güvenini, itimatını kazanmış bir kişi olarak bu işlere girdi.

            Bir kere önce şunu belirteyim; Güngör işinin erbabı, sözünün eri düzgün bir insandır. Ayrıca “sırası gelmişken, bu bir sır değil”  M.Güngör Çolakoğlu bu koşuşturmanın yanı sıra hayır işlerini de sever. Duyduğuma göre annesinin adına kan bankasının karşısına Hatice Müzeyyen Çolakoğlu Camii, Mansuroğlu’nda babasının adına sağlık ocağı ve Şakran'da bir lise yaptırmış, alkışladım, takdir ettim.

            Sen de bilirsin, şimdilerde Bornova meydanında kendi yaptığı Çolakoğlu Sitesindeki bürosunda bir kenara çekilmiş emekliliğini yaşıyor, işleri çocukları yürütüyor. Çeşme'den Bornova'ya geldiğimde zaman zaman yanına uğrar,  havadan sudan konuşarak sohbet eder, eski günleri yad ederiz.

            İşte böyle evlat!..

            Ne yazık ki zamanı durdurmak mümkün değil “geriye baktığımda”, yıllar rüzgar gibi gelip geçti... Aynı bir film misali... İnsan düşündükçe eskiye özlemi, önemi daha da artıyor. Hatıralara yolculuk bir çeşit tiryakilik yapıyor.. Bu örnek olacak hikayeyi sana anlatırken anıları birkez daha tazeledim. 

            Daha fazla sözü uzatmaya gerek yok, her hikayede olduğu gibi, konuşacak anlatak çok şey var ama benden bu kadar...

            Yıllar evvel babamdan dinlediğim bir hikayenin de sonuna geldik. Hiç şüphe yok bu kente kalıcı eserler bırakmış düzgün ve disiplinli çalışmanın eseri Güngör Çolakoğlu markasını yaratan

baba dostunu tanımaktan çok mutluyum. Allah sağlıklı, uzun ömürler versin.

            Not: Bornova Gezginler ve Anılar Köşkleri Hasan Arıcan'ın kitabından alınmıştır.  



Bu yazı 9180 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI